Erato

Bazen sesini daha çok duyabilmen için susman gerekir...


Ask me anything  

MUHTEŞEMMMM

Yalnızlığın yalnızlığımla kafiyeliydi… Alt alta yazsak şiir olurdu, yan yana yazsak öykü olurdu.. Hiç yazmadık aşk oldu…

- Cemal SÜREYA -

ekmekarasi kullanıcısından yeniden blogladı
ekmekarasi:

- İnsanın yüzü hata yaptığında da mahcup olduğunda da kızarır. İkincisi daha vicdanlı bir haldir.- Mahcubiyet, insan olma sanatıdır.- “Kısmetse olur” deriz ya, olmayınca da kısmet olduğunu bilmeliyiz.- “Bugün ne kadar kazandım?” diye kan ter içinde kalan bir patrona, “Nasılsa öleceksin, sakin ol” diyesim geliyor.- Hal hatır sormak için artık “nasılsın?” değil “işler nasıl?” sorusu tercih ediliyor. Oysa hatır manevidir, maddi değil.- Yeni dünya düzeni değil, yeni vicdan düzeni lazım.Yağız Gönüler

ekmekarasi:

- İnsanın yüzü hata yaptığında da mahcup olduğunda da kızarır. İkincisi daha vicdanlı bir haldir.

- Mahcubiyet, insan olma sanatıdır.

- “Kısmetse olur” deriz ya, olmayınca da kısmet olduğunu bilmeliyiz.

- “Bugün ne kadar kazandım?” diye kan ter içinde kalan bir patrona, “Nasılsa öleceksin, sakin ol” diyesim geliyor.

- Hal hatır sormak için artık “nasılsın?” değil “işler nasıl?” sorusu tercih ediliyor. Oysa hatır manevidir, maddi değil.

- Yeni dünya düzeni değil, yeni vicdan düzeni lazım.


Yağız Gönüler

Karşımdasın işte…
Bana bakmasan da oradasın, görüyorum seni.
Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim.
Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbası oldu yüreğim.
Tıkandığım o an,
Elimi nereye koyacağımı şaşırdığım o an işte,
Aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim.
Ellerim boşlukta, ben darda kaldım.
Ellerim buz gibi, ben harda kaldım.
Bir senfoni vardı kulağımda çalınan,
bitti artık hepsi…

Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme.
Bakış açım belli oldu yine.
Geride kalan, ardından bakar gidenlerin.
Bir meltem olacak rüzgarım dahi kalmadı benim.
Dağlara çarptım her esişimde.
Yollara küfrettim her gidişinde.


Nazım Hikmet

İçinde koybolununan ve yön kavramını yitirdiğimiz bir boşluğa dönüşüyor bazen hayat.Neresinden tutsak elimizde kalıyor.Bir yandan mutluluk toplamaya çalışırken bir yandan kırgınlıklar biriktiriyoruz.Sonra anıların içine oturtuyoruz bu tebessüm ve hüzünleri…Kimi zaman boşluk öyle bir büyüyor ki tahammül edilemez bir hal alıyor.Sonrasında ise bu tahammülsüzlük dokunduğu her hayali cama çeviriveriyor, kırılganlaştıyor.Ve kırılan hayal parçalarının içimizde bir yere saplanmasıyla sendeleyoruz birden. İncinmişliğimizle devam ediyoruz kaldığımız yerden. 

Öperek uyandırdım bu sabah ayrılığı
Fırından yeni çıkan bekleyişler satın aldım
Kırmızı mavi ekoseli yalnızlığımı serdim masaya
Manzaraysa ayrılığa sıfır,işte her şey hazır
Acılarımla iki lafın belini kırdık
Yokluğunda bir kuş sütü eksik
Yalnızlığım ve ben; seni çok bekledik.

Cemal Süreya

Nazım da buradaymış…

Nazım Hikmet’in Bursa Cezaevi’nde tutsaklık günleri. Koğuş arkadaşlarını okumaya yazmaya yönlendiren Nazım, aynı zamanda cezaevi yönetimine de yardım etmektedir.
 Cezaevi denetimine Adalet Bakanlığı’ndan bir müfettiş gelir. Bir kaç gün denetim yaptıktan sonra müdüre:
 - Nazım da buradaymış, çağır da görelim nasıl biridir? der.
 Nazım’i odaya getirirler. Müdür koltuğuna iyice kurulan müfettiş Nazım’ı tepeden tırnağa süzer ve:
 -Demek Nazım sizsiniz, der. Nazım’a oturması için yer göstermez. Kısa bir konuşma sonrası, gidebilirsiniz, der.
 Nazım tam kapıdan çıkarken durur ve müfettişe:
 -Ömer Hayyam adınıduydunuz mu? diye sorar. Müfettiş hemen atılır:
 -Kim duymaz Hayyam’i.
 Nazım:
 -Hayyam zamanında İran hükümdarı kimdi? diye sorar. Müfettiş şaşırır. Nazım konuşmasını sürdürür, görüyorsunuz sanatcıyı anımsadınız ama hükümdarı anımsamadınız. Yıllar sonra beni dünya anımsayacak ama dönemin Adalet Bakanı’nı ve sizi kimse anımsamayacak, der çıkar.
 Müfettiş yaptığı yanlışı anlar, Nazım’ı geri çağırır ama Nazım koğuşunun yolunu tutmuştur.

Söz

Kırmaya meyilli insan başkalarını hatta belkide kendini. Ve birkaç gün oldu kendime söz vereli öyle ota boka kırılmayacağım diye…Şunu anladım aslında karşımdaki kişinin değerini o değil ben belirliyorum. Ben ona ne kadar değer verirsem o kadar değerli aslında. Ya da hiç dersem hiç… Ne gerek var üzelmeme ve beni üzmelerine izin vermeme dimi ama?

Ne çok severim bu şiiri be…

Uykuların kaçar geceleri
Bir türlü sabah olmayı bilmez
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar, ne yastık
Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın
Onun unutamadığın hayali
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine
Sevmek neymiş birgün anlarsın

Bir gün anlarsın aslında herşeyin boş olduğunu
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin
Gün gelir de sesini bir kerecik duymak için
Vurursun başını soğuk taş duvarlara
Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın
Duyarsın ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın
Sevmek neymiş birgün anlarsın

Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin
Niçin yaratıldığını
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini
Uzun uzun seyredersin de aynalarda güzelliğini
Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın
Dolar gözlerin için burkulur
Sevmek neymiş birgün anlarsın

Birgün anlarsın sevilen dudakların
Sevilen gözlerin erişilmezliğini
O hiç beklenmeyen saat geldi mi
Düşer saçların önüne ama bembeyaz
Uzanır gökyüzüne ellerin
Ama çaresiz, ama yorgun, ama bitkin
Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın
Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı
Sevmek neymiş birgün anlarsın

Bir gün anlarsın hayal kurmayı
Beklemeyi
Ümit etmeyi
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi
Lanet edersin yaşadığına
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın
O zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden
Bir gün seni sevdiğimi anlarsın

Ümit Yaşar Oğuzcan